Türk astronomlar kimlerdir? İlk Türk gökbilimcilerden bugüne
Uluğ Bey, Ali Kuşçu ve Takiyüddin'den Nüzhet Gökdoğan, Dilhan Eryurt ve Feryal Özel'e: Semerkant'tan Kandilli'ye, oradan uzaya uzanan Türk gökbilim geleneğinin öne çıkan isimleri.

Türk astronomlar denince ilk akla gelen adlar, 15. yüzyılda Semerkant'ta gözlemevi kuran Uluğ Bey, onun hocası Bursalı Kadızade-i Rumi ve Semerkant birikimini İstanbul'a taşıyan Ali Kuşçu'dur. Osmanlı'da 1577'de İstanbul Rasathanesi'ni kuran Takiyüddin, bu çizginin en tanınan halkasıdır. Daha geriye gidildiğinde, kökenleri tartışmalı olsa da Türk-İslam bilim geleneği içinde anılan Fergani, Harezmi ve Biruni gibi Orta Asyalı bilginler vardır. Cumhuriyet döneminde Kandilli'yi kuran Fatin Gökmen, Nüzhet Gökdoğan, Paris Pişmiş ve Dilhan Eryurt öne çıkar; bugün ise Feryal Özel ve Burçin Mutlu-Pakdil gibi astrofizikçiler dünya çapında çalışmalar yürütüyor.
İlk Türk astronomlar kimlerdir?
Bu sorunun cevabı, "Türk" sözcüğünü nasıl tanımladığınıza bağlı. 9-11. yüzyıllarda Orta Asya'dan çıkıp Bağdat'ta, Gazne'de ya da Kahire'de çalışan bilginlerin etnik kökeni çoğu zaman belgelerle kesinleştirilemez. Bu nedenle bilim tarihçileri onları genellikle doğdukları bölgeye ve yazdıkları dile göre anar. Türkiye'de ise bu isimler sıklıkla "Türk-İslam bilim geleneği" başlığı altında sayılır. Aşağıda her biri için kaynakların ne dediğini olduğu gibi veriyoruz.
Fergani (9. yüzyıl)
Fergani, adını bugün Özbekistan sınırları içinde kalan Fergana vadisinden alır; İngilizce kaynaklar doğum yeri olarak bu vadideki Kuva kasabasını en güçlü olasılık sayar. 800 dolaylarında doğduğu, 861'den bir süre sonra, muhtemelen 870 civarında Mısır'da öldüğü kabul edilir. Etnik kökeni tartışmalıdır: İngilizce kaynaklar farklı yazarların onu Arap, İranlı ya da Türk olarak tanımladığını aktarır; Türkçe kaynaklar ise onu Türk Müslüman bir gökbilimci olarak tanıtır.
Fergani Halife Memun döneminde Bağdat'ta çalıştı ve Dünya'nın büyüklüğünü bulmak için bir meridyen yayının uzunluğunu ölçen ekipte yer aldı. En tanınmış eseri, Batlamyus'un Almagest'ini ağır matematiğe boğmadan anlatan astronomi özetidir. Kitap 12. yüzyılda Latinceye çevrildi ve Avrupa'da yüzyıllar boyunca ders kitabı gibi okundu; Fergani'yi Batı'da Alfraganus adıyla tanıtan da bu eserdir. Daha sonra Kahire'ye geçerek Ravda adasındaki Nil ölçeğinin yapımını üstlendi.
Harezmi (9. yüzyıl)
Harezmi, 780 dolaylarında doğmuş, 820 dolaylarında Bağdat'taki Beytülhikme'de (Bilgelik Evi) gökbilimci ve kütüphane başı olarak görevlendirilmiş bir matematikçidir. Adı, bugün Özbekistan ve Türkmenistan arasında paylaşılan Harezm bölgesine işaret eder. İngilizce kaynaklar onu İran kökenli bir bilgin olarak tanıtır; Türkiye'de ise Türk-İslam bilim geleneğinin büyük adları arasında sayılır. Kökeni konusunda belgeye dayalı kesin bir hüküm yoktur.
Gökbilimdeki asıl eseri Zîcü's-Sindhind'dir. Zic, gök cisimlerinin konumlarını hesaplamaya yarayan tablolar ve bunların nasıl kullanılacağını anlatan açıklamalardan oluşan astronomi el kitabıdır. Harezmi'nin zici, Hint yöntemlerine dayanan Arapça ziclerin ilki kabul edilir; usturlap üzerine de iki kitap yazdı. "Cebir" sözcüğü kitabının adından, "algoritma" ise adının Latince biçiminden gelir.
Biruni (10-11. yüzyıl)
Biruni 4 Eylül 973'te Harezm bölgesindeki Kat kentinde doğdu ve 1048'de Gazne'de öldü. Ana dili Harezmceydi; Farsça, Arapça ve Sanskritçeyi de akıcı kullanırdı. Kökeni konusunda iki görüş vardır: Genel kabul onun İran kökenli olduğu yönündedir; bazı Türk araştırmacılar ise ailesinin Türk olabileceğini savunur. Bu tartışma bugün de kesin bir sonuca bağlanmış değildir.
Biruni'yi gökbilim tarihinde öne çıkaran en ünlü çalışma, bir tepenin yüksekliğinden ve ufkun görünüşünden yola çıkarak Dünya'nın yarıçapını hesaplamasıdır. Gazneli Mahmud'un sarayında müneccim olarak çalıştı, Hindistan'da yıllarca yaşayıp Hint bilimini inceledi; takvimler, değerli taşlar ve ilaçlar üzerine de eserler verdi.
Aynı dönemde Harranlı Battani ve Sabit bin Kurra da bugünkü Şanlıurfa topraklarındaki Harran'da doğmuş büyük gökbilimcilerdir; kaynaklar onları Harran'ın Sabiî topluluğuyla bağlantılı Abbasi bilginleri olarak anar.
Semerkant okulu: Uluğ Bey, Kadızade-i Rumi, Ali Kuşçu
Türk astronomi tarihinin tartışmasız en parlak sayfası 15. yüzyılda, Timurlu başkenti Semerkant'ta yazıldı. 13. yüzyılda Nasirüddin Tusi'nin yönettiği Meraga Rasathanesi'nin açtığı yol, burada daha büyük ölçekte sürdürüldü.
Uluğ Bey
Şahruh'un oğlu ve Timur'un torunu olan Uluğ Bey 22 Mart 1394'te doğdu ve 27 Ekim 1449'da öldü. Hükümdar olmasına rağmen asıl tutkusu matematik ve gökbilimdi. Semerkant'taki Registan Meydanı'nda 1417-1420 yıllarında yaptırdığı medrese, dönemin önemli yükseköğretim merkezlerinden biri oldu. Gözlemevinin yapımına 1424'te başlandı ve kaynakların çoğuna göre 1428-1429'da tamamlandı.
Bu gözlemevinin en tanınan aleti Fahri sekstantıydı: Yaklaşık 40 metre yarıçaplı bu dev yayın bir bölümü, yüksekliği sığdırabilmek için yerin altına, bir hendeğe yerleştirilmişti. Döneminin dünyadaki en büyük astronomi aleti sayılan sekstantla Güneş'in, yıldızların ve gezegenlerin ufuktan yüksekliği, yılın uzunluğu ve tutulmalar ölçülüyordu. Ekibin ortak ürünü olan Zic-i Sultani (Zic-i Uluğ Bey), 992 yıldızın konumunu veren kataloğuyla, yaklaşık iki yüzyıl önce Meraga'da hazırlanan Zic-i İlhani'den bu yana yapılmış ilk kapsamlı yıldız kataloğu sayılır ve 17. yüzyıla kadar başvuru eseri olarak kullanıldı. Uluğ Bey'in hikâyesi trajik biter: Oğlu Abdüllatif'e teslim olduktan sonra hacca gitmek için yola çıktı ve yolda oğlunun adamları tarafından öldürüldü. Gözlemevi kısa süre sonra yıkıldı; kalıntıları ancak 1908'de bir Rus arkeolog tarafından yeniden bulundu.

Kadızade-i Rumi
Asıl adı Selahaddin Musa olan Kadızade 1364 dolaylarında Bursa'da doğdu. "Rumi" sözü, o dönemde Anadolu'ya verilen "Rum" adından gelir ve onun Anadolulu olduğunu gösterir. Bursa'da Molla Fenari'den ders aldıktan sonra Horasan ve Buhara üzerinden 1410'da Semerkant'a ulaştı; burada genç Uluğ Bey'in hocası oldu. Gözlemevinde Uluğ Bey ve Gıyaseddin Cemşid el-Kaşi ile birlikte çalıştı; el-Kaşi'nin ölümünden sonra yönetimi üstlendiği aktarılır. 1 derecelik açının sinüsünü çok yüksek doğrulukla hesaplaması, astronomi tablolarının hassasiyeti için büyük önem taşıyordu. 1436'da Semerkant'ta öldü.
Ali Kuşçu
Ali Kuşçu 1403'te Semerkant'ta doğdu. Kaynaklar etnik kökeni konusunda farklı şeyler söyler; İngilizce kaynaklar onu Türk ya da İranlı olarak tanımlayan görüşlerin bulunduğunu aktarır. Uluğ Bey'in en yakın öğrencilerinden biriydi, Zic-i Sultani'ye katkıda bulundu ve gözlemevinin son müdürü oldu. Kuyruklu yıldız gözlemlerini kanıt olarak gösterip hareket eden bir Dünya fikrinin, duran bir Dünya kadar olası olduğu sonucuna varması, onu gökbilim tarihinde ayrıca dikkat çekici kılar.
Osmanlı'da gökbilim
Uluğ Bey'in ölümüyle Semerkant gözlemevi dağıldı, ama orada yetişen bilgiler yollara düştü. Kadızade'nin öğrencilerini Osmanlı topraklarına gitmeye teşvik ettiği aktarılır; bu birikimin İstanbul'a ulaşmasında en büyük pay Ali Kuşçu'nundur.
Ali Kuşçu'nun İstanbul'a gelişi
Ali Kuşçu, Semerkant'tan ayrıldıktan sonra Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın hizmetine girdi. 1470 dolaylarında Uzun Hasan onu elçi olarak Fatih Sultan Mehmed'e gönderdi; Ali Kuşçu, Fatih'in daveti üzerine İstanbul'da kalmayı seçti. Ayasofya Medresesi'nde müderris olarak ders verdi ve 1474'te İstanbul'da öldü. Astronomi kitabı el-Fethiyye, sonraki kuşaklar tarafından şerh edilerek Osmanlı medreselerinde okundu.
Mirim Çelebi
Semerkant geleneğinin İstanbul'daki ilk kuşak temsilcilerinden biri, asıl adı Mahmud olan Mirim Çelebi'dir. Kaynaklarda genellikle Ali Kuşçu'nun ve Kadızade-i Rumi'nin torunu olarak anılır; daha ayrıntılı soy kayıtlarına göre ise her ikisinin torununun oğludur. Sultan II. Bayezid'e matematik okuttu ve 1499'da onun için Uluğ Bey'in zicine Farsça bir şerh (açıklama) yazdı; bu eserde 1 derecelik yayın sinüsünü hesaplamanın beş ayrı yolunu gösterdi. Büyük dedesi Ali Kuşçu'nun el-Fethiyye'sine de şerh yazdı. 1525'te Edirne'de öldü.
Takiyüddin ve İstanbul Rasathanesi
Osmanlı gökbiliminin en bilinen adı Takiyüddin'dir. Türkçe kaynaklara göre 1526'da Şam'da doğdu, 1571'de saray müneccimbaşılığına getirildi. Sultan III. Murad'ın fermanıyla 1577'de İstanbul'da, Tophane sırtlarında bir gözlemevi kurdu. İngilizce kaynaklar bu yapıyı modern öncesi dünyanın en büyük gözlemevlerinden biri olarak tanımlar. Takiyüddin burada Tycho Brahe'nin kullandıklarına benzer bir çerçeveli sekstant, ahşap kadranlar ve yıldızların konumunu ölçmekte kullandığı saat, dakika ve saniye gösteren mekanik bir "gözlem saati" kullandı. Ekliptiğin, yani Güneş'in gökyüzündeki yıllık yolunun ekvatorla yaptığı açıyı 23° 28' 40" olarak hesaplaması ve astronomi hesaplarında ondalık kesirleri kullanması, kaynaklarda öne çıkan katkılarıdır.
Gözlemevinin ömrü kısa oldu. 1577'de görülen büyük kuyruklu yıldız hakkında padişaha olumlu bir yorum sunan Takiyüddin, ardından gelen salgın ve kayıplarla birlikte muhaliflerin hedefi hâline geldi. Rasathane 1580'de III. Murad'ın emriyle yıkıldı. Yıkılışın nedeni kaynaklarda farklı anlatılır: Kuyruklu yıldız yorumuna duyulan tepki, salgın hastalık, sarayda din adamları arasındaki rekabet ve bir depremin gözlemevine bağlanması gibi açıklamalar öne sürülür. Takiyüddin 1585'te İstanbul'da öldü.
Seydi Ali Reis ve Abbas Vesim Efendi
1498'de Galata'da doğan Osmanlı amirali Seydi Ali Reis, Hint Okyanusu filosunu kaybettikten sonra karadan İstanbul'a dönüşünü Mir'âtü'l-Memâlik'te anlattı. Ancak gökbilim tarihindeki yeri, seyir ve astronomi üzerine yazdığı Kitâbü'l-Muhît, Mir'âtü'l-Kâinât ve Hulâsatü'l-Hey'e gibi eserlerden gelir.
18. yüzyılda Semerkant mirası Türkçeye de taşındı. 1689'da Bursa'da doğan hekim ve gökbilimci Abbas Vesim Efendi, Farsça yazılmış Uluğ Bey zicini Türkçeye çevirip şerh etti; Türkçe kaynaklar eserin 1745'te yazıldığını belirtir. Bu çalışma, vakit hesabı yapan muvakkitler ve Farsça bilmeyen hesapçılar için başvuru kaynağı oldu. Hilalin görülmesi üzerine de bir risale yazdı.
Hezarfen ve Lagari: gökbilim değil, havacılık rivayeti
"Türk astronomlar" listelerinde zaman zaman Hezarfen Ahmed Çelebi ile Lagari Hasan Çelebi de geçer. Oysa ikisi de gökbilimci değildir; adları 17. yüzyıldaki uçuş öykülerinden gelir. Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sine göre Hezarfen, kartal kanadına benzer kanatlarla Galata Kulesi'nden Üsküdar'a süzülmüş; Lagari ise 1633'te Sarayburnu'nda barutlu, yedi kollu bir fişekle havalanıp denize inmiştir. İki olayın da bilinen tek kaynağı Seyahatname'dir ve tarihçiler anlatıların gerçekliğini bugün de tartışır. Bu yüzden onları Türk havacılık tarihinin simgeleri olarak anmak, gökbilimci saymaktan daha doğrudur.
Cumhuriyet dönemi: Kandilli'den üniversitelere
Modern anlamda gözlemevi geleneği, 1868'de İstanbul'da Fransız hükümetinin desteğiyle kurulan Rasathane-i Âmire ile başlar. Pera'da bir tepeye yerleşen bu kurumun önceliği meteorolojiydi; zamanla astronomi ve deprem gözlemlerini de üstlendi. Nisan 1909'daki 31 Mart Vakası sırasında çıkan bir çatışmada tahrip edildi.
Fatin Gökmen ve Kandilli
1877 doğumlu Fatin Gökmen, "Fatin Hoca", 21 Haziran 1910'da rasathanenin müdürlüğüne getirildi. Kurum için Boğaziçi'nin Anadolu yakasında, Kandilli'deki bir tepeyi seçti; yaklaşık iki yıl kapalı kalan rasathane 1 Temmuz 1911'de yeniden çalışmaya başladı. Fatin Hoca, astronomi, jeofizik ve sismolojiyi bir arada yürüten bir merkez hayal ediyordu. 1935'te rasathaneye Zeiss marka bir teleskop yerleştirildi; 1936'da ekibiyle Uludağ'da bir Güneş tutulmasını gözledi. Darülfünun'da 1909-1933 arasında astronomi okuttu, eski Türk takvimleri üzerine kitaplar yazdı ve 1955'te öldü. Kurum 1982'de Boğaziçi Üniversitesi'ne bağlanarak bugünkü Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü adını aldı.
Tevfik Okyay Kabakçıoğlu
1910'da Uşak'ta doğan Tevfik Okyay Kabakçıoğlu, astronomide doktora yapan ilk Türk bilim insanı olarak bilinir. 1934'te Münih'teki Ludwig Maximilian Üniversitesi'nde asteroitlerin Jüpiter ve Satürn'le kütleçekimsel ilişkileri üzerine doktorasını tamamladı. Türkiye'ye dönünce İstanbul Üniversitesi'nde çalıştı, 1944'te Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi'nde Astronomi Enstitüsü'nü kurdu ve 1952'ye kadar yönetti. 1954'te Türk Astronomi Derneği'nin kurucuları arasında yer aldı. 1971'de İstanbul'da öldü.
Nüzhet Gökdoğan
14 Ağustos 1910'da İstanbul'da doğan Nüzhet Gökdoğan, Türkiye'nin ilk kadın gökbilimcisi ve ilk kadın dekanı olarak anılır. Lyon Üniversitesi'nde matematik okudu, Paris'te fizik eğitimine başladı ve Paris Gözlemevi'nde staj yaptı. 1937'de İstanbul Üniversitesi'nde doktorasını tamamladı. 1954'te Fen Fakültesi dekanlığına seçildi; aynı yıl Türk Astronomi Derneği'nin kuruluşunda yer aldı. 1958'den 1980'e kadar 22 yıl boyunca İstanbul Üniversitesi'ndeki astronomi kürsüsünü yönetti ve 1961'de Türkiye'nin Uluslararası Astronomi Birliği'ndeki ilk ulusal temsilcisi oldu. 2003'te öldü.
Paris Pişmiş
30 Ocak 1911'de İstanbul Ortaköy'de doğan Paris Pişmiş, İstanbul Üniversitesi'nin matematik bölümünü bitiren ilk kız öğrenci olarak anılır ve doktorasını 1937'de tamamladı. 1941'de Meksikalı bir astrofizikçiyle evlenerek Meksika'ya yerleşti; Meksika Ulusal Özerk Üniversitesi'nde (UNAM) çalıştı, Tonantzintla Gözlemevi'nin kuruluş döneminde yer aldı ve 1955'te başlayan ilk resmî astronomi derslerinin tek öğretim üyesi olarak ülkenin ilk astronomlarını yetiştirdi. Keşfettiği yıldız kümelerinin bir bölümü bugün onun adıyla anılır. 1999'da Meksika'da öldü.
Dilhan Eryurt
29 Kasım 1926'da İzmir'de doğan Dilhan Eryurt, astronomiye Ankara Üniversitesi'nde Kabakçıoğlu'nun kurduğu enstitüde adım attı ve burada doktorasını yaptı. 1961-1973 arasında NASA'nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi'nde Güneş'in evrimi üzerine çalıştı. Apollo programına katkıları nedeniyle 1969'da Apollo Başarı Ödülü'ne layık görüldü. Türkiye'ye dönünce 1973'te ODTÜ'de astrofizik ana bilim dalını kurdu; 1977'de TÜBİTAK Bilim Ödülü'nü aldı. 2012'de Ankara'da öldü. Türkiye'de astrofiziğin öncüleri arasında anılır.

Verileri göster
| 1424 | Semerkant Gözlemevi yapımı |
|---|---|
| 1499 | Mirim Çelebi'nin zic şerhi |
| 1577 | İstanbul Rasathanesi kuruldu |
| 1580 | Rasathane yıkıldı |
| 1911 | Kandilli'de gözlem başladı |
| 1934 | İlk Türk astronomi doktorası |
| 1997 | TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi |
| 2024 | Gezeravcı ISS'e gitti |
Türk astrofizikçiler kimlerdir?
Astronomi gök cisimlerinin konumunu ve hareketini ölçerken, astrofizik onların neden öyle davrandığını fizik yasalarıyla açıklamaya çalışır. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türk bilim insanları bu alanda hem Türkiye'deki üniversitelerde hem de yurt dışındaki büyük araştırma merkezlerinde iz bırakıyor.
- Feryal Özel: 1975'te İstanbul'da doğan Türk asıllı Amerikalı astrofizikçi. Nötron yıldızları, kara delikler ve manyetarlar üzerine çalışıyor. 2019'da yayımlanan ilk kara delik görüntüsünü üreten Olay Ufku Teleskobu iş birliğinde modelleme çalışmalarının başında yer aldı. Bugün Georgia Teknoloji Enstitüsü Fizik Okulu'nun başkanı.
- Burçin Mutlu-Pakdil: Bilkent Üniversitesi'nden sonra doktorasını Minnesota Üniversitesi'nde yaptı. Doktorası sırasında incelediği, iki halkalı ve son derece nadir bir galaksi olan PGC 1000714, kamuoyunda "Burçin'in Galaksisi" adıyla tanındı; bu çalışma 2017'de yayımlandı. Temmuz 2022'den bu yana Dartmouth College'da yardımcı doçent olarak sönük cüce galaksileri araştırıyor.
- Selim Osman Selam: Ankara Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'nde profesör. Yakın çift yıldızlar ve ötegezegenler üzerine çalışıyor; 2022'de Kepler-451 sisteminde üç gezegen bulunabileceğini öne süren çalışmanın yazarları arasında yer aldı. TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi'nin yer seçimi ve kuruluş çalışmalarında da görev aldı.
- Rennan Pekünlü: 1950'de İzmir'de doğdu, doktorasını 1978'de İngiltere'de Leicester Üniversitesi'nde yaptı. Ege Üniversitesi'nde plazma fiziği ve manyetohidrodinamik üzerine çalıştı; Güneş tacının (koronanın) ısınması ve yıldızların çevresindeki gaz diskleri gibi konularda makaleler yayımladı.
- Zeki Aslan: 1940'ta Artvin'de doğdu, İngiltere'de Sussex Üniversitesi'nde ve Greenwich Gözlemevi'nde yetişti. Antalya'da Bakırlıtepe'de kurulan TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi'nin kuruluş projesini yürüttü ve 1995-2007 arasında gözlemevinin ilk müdürü olarak görev yaptı. Türkiye'de ışık kirliliğiyle mücadelenin öncülerindendir.
Sık sorulan bir isim de Feza Gürsey'dir. 1921'de İstanbul'da doğan, 1992'de ABD'de ölen Gürsey, bir astronom ya da astrofizikçi değil, parçacık fiziği ve matematiksel fizik alanında çalışan bir kuramsal fizikçidir. ODTÜ'de kuramsal fizik bölümünün kurulmasına öncülük etti, uzun yıllar Yale Üniversitesi'nde ders verdi ve 1986'da Wigner Madalyası'nı aldı.
Türk astronotlar
Astronotlar gökbilimci değildir; ama "Türk astronomlar" araması yapanların önemli bir bölümü, uzaya giden Türkleri de merak ediyor. Bugüne kadar iki Türk astronot uzaya çıktı.
- Alper Gezeravcı: 1979'da Silifke'de doğan Türk Hava Kuvvetleri pilotu, uzaya çıkan ilk Türk astronottur. 19 Ocak 2024'te (Türkiye saatiyle) fırlatılan Axiom Mission 3 (Ax-3) göreviyle Uluslararası Uzay İstasyonu'na gitti. Görev planı 14 gündü, ancak dönüş iki kez ertelendi; istasyonda yaklaşık 18 gün kaldı ve 9 Şubat 2024'te Atlas Okyanusu'na inerek Dünya'ya döndü.
- Tuva Cihangir Atasever: 1992'de Ankara'da doğan mühendis, Türkiye Uzay Ajansı'nın ikinci astronotudur. Önce Gezeravcı'nın yedeği olarak seçildi; Haziran 2024'te Virgin Galactic'in Galactic 07 adlı yörünge altı uçuşuyla uzaya çıktı.
Sıkça sorulan sorular
Türk astronomlar kimlerdir?
Tarihî açıdan en bilinenleri Uluğ Bey, Kadızade-i Rumi, Ali Kuşçu, Mirim Çelebi ve Takiyüddin'dir. Cumhuriyet döneminde Fatin Gökmen, Tevfik Okyay Kabakçıoğlu, Nüzhet Gökdoğan, Paris Pişmiş ve Dilhan Eryurt öne çıkar. Günümüzde Feryal Özel, Burçin Mutlu-Pakdil, Selim Osman Selam, Rennan Pekünlü ve Zeki Aslan gibi isimler çalışmalarını sürdürmüş ya da sürdürüyor. Fergani, Harezmi ve Biruni ise kökenleri tartışmalı olmakla birlikte Türk-İslam bilim geleneği içinde anılır.
İlk Türk astronom kimdir?
Bu soruya tek bir kesin cevap vermek mümkün değil. Türkçe kaynaklar 9. yüzyılda yaşayan Fergani'yi Türk Müslüman bir gökbilimci olarak tanıtır; İngilizce kaynaklar ise onun Arap, İranlı ya da Türk olarak tanımlandığını ve kökeninin belirsiz olduğunu belirtir. Anadolu'da doğan ve kaynaklarda Türk matematikçi ve gökbilimci olarak tanıtılan erken isimlerin başında ise 1364 dolaylarında Bursa'da doğan Kadızade-i Rumi gelir. Modern anlamda, astronomide doktora yapan ilk Türk bilim insanı olarak 1934'te doktorasını tamamlayan Tevfik Okyay Kabakçıoğlu bilinir.
Türk astrofizikçiler kimlerdir?
Türkiye'de astrofiziğin öncüleri arasında NASA'da Güneş'in evrimi üzerine çalışan ve ODTÜ'de astrofizik ana bilim dalını kuran Dilhan Eryurt anılır. Günümüzde nötron yıldızları ve kara delikler üzerine çalışan Feryal Özel ile galaksiler üzerine araştırma yapan Burçin Mutlu-Pakdil uluslararası alanda tanınan isimlerdendir. Türkiye'deki üniversitelerde Selim Osman Selam, Rennan Pekünlü ve Zeki Aslan gibi gökbilimciler çift yıldızlar, plazma fiziği ve gözlemevi altyapısı alanlarında iz bıraktı.
İlk Türk kadın astronom kimdir?
Nüzhet Gökdoğan, Türkiye'nin ilk kadın gökbilimcisi ve ilk kadın dekanı olarak anılır. 1937'de İstanbul Üniversitesi'nde doktorasını tamamladı ve 1954'te dekanlığa seçildi. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi'nde doktorasını bitiren Paris Pişmiş de dönemin öncü kadın gökbilimcilerindendir; kariyerini Meksika'da sürdürdü.
Türkiye'nin ilk rasathanesi hangisidir?
"İlk" sorusunu kaynaklar farklı ölçütlerle cevaplar. Bugünkü Türkiye topraklarında kurulan en tanınmış erken gözlemevi, Takiyüddin'in 1577'de İstanbul'da Tophane sırtlarında kurduğu ve 1580'de yıktırılan İstanbul Rasathanesi'dir. Modern anlamdaki kesintisiz gözlemevi geleneği ise 1868'de kurulan Rasathane-i Âmire ile başlar; 1909'da tahrip edilen bu kurum Fatin Gökmen'in öncülüğünde Kandilli'ye taşındı ve 1911'de yeniden çalışmaya başladı. Bugün Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü adıyla Boğaziçi Üniversitesi'ne bağlıdır.
Kısaca
- Türk astronomi tarihinin en parlak dönemi, 15. yüzyılda Uluğ Bey'in Semerkant'ta kurduğu gözlemevi ve 992 yıldızlık Zic-i Uluğ Bey kataloğudur.
- Fergani, Harezmi ve Biruni Türk-İslam bilim geleneği içinde anılır, ancak etnik kökenleri kaynaklarda tartışmalıdır.
- Semerkant birikimini Ali Kuşçu İstanbul'a taşıdı; Mirim Çelebi ve Abbas Vesim Efendi bu mirası şerh ve çevirilerle sürdürdü.
- Takiyüddin'in 1577'de kurduğu İstanbul Rasathanesi yalnızca üç yıl ayakta kalabildi.
- Hezarfen ve Lagari gökbilimci değil; adları Evliya Çelebi'nin aktardığı uçuş rivayetlerinden gelir.
- Cumhuriyet döneminde Kandilli, İstanbul ve Ankara üniversiteleri ile ODTÜ, modern astronomi eğitiminin temelini attı; Nüzhet Gökdoğan Türkiye'nin ilk kadın gökbilimcisi olarak anılır.
- Alper Gezeravcı ve Tuva Cihangir Atasever, 2024'te uzaya çıkan ilk iki Türk astronottur.
Bu haberi nasıl buldunuz?
İlk oyu siz verin



















