Neptün'ün ötesinde görünmeyen bir dev mi var? Dokuzuncu Gezegen tartışması sürüyor
Neptün'ün ötesindeki bazı küçük cisimlerin hizalanmış ve eğik yörüngeleri, Güneş Sistemi'nin uzak bölgesinde keşfedilmemiş bir gezegen olabileceği fikrini canlı tutuyor; doğrudan kanıt ise hâlâ yok.

Güneş Sistemi'nin bilinen son gezegeni Neptün, Güneş'ten ortalama 30 astronomi birimi (Dünya-Güneş uzaklığının 30 katı) uzakta dolanıyor. Onun ötesindeki karanlık bölgede ise binlerce küçük buzlu cisim var ve bunların bir kısmı, gökbilimcilerin açıklamakta zorlandığı biçimde hareket ediyor. Yörüngelerinin hizalanması, alışılmadık eğiklikleri ve bazılarının ters yönde dolanması, çok uzaktaki büyük bir gezegenin kütleçekimiyle açıklanabilir. "Dokuzuncu Gezegen" olarak anılan bu varsayımsal cisim, on yıldır aranıyor ve tartışma her yeni gözlemle yeniden alevleniyor.
Kâğıt üzerinde keşfedilen gezegenler
Görülmeden önce hesapla bulunan bir gezegen fikri astronomide yeni değil. 1840'larda Uranüs'ün yörüngesinde, bilinen gezegenlerin çekimiyle açıklanamayan sapmalar fark edildi. Fransız matematikçi Urbain Le Verrier bu sapmalardan yola çıkarak bilinmeyen bir gezegenin konumunu hesapladı ve Neptün 1846'da Berlin Gözlemevi'nde, öngörülen noktaya çok yakın bir yerde gözlendi.
Aynı yöntem bir sonraki adımda yanılttı. Amerikalı gökbilimci Percival Lowell, 20. yüzyılın başında Uranüs ve Neptün'ün hareketlerindeki düzensizliklerden yola çıkarak "Gezegen X" adını verdiği bir cismi aradı. Clyde Tombaugh 1930'da Plüton'u bulduğunda arayışın sonuçlandığı düşünüldü; ancak Plüton'un kütlesinin bu sapmaları açıklayamayacak kadar küçük olduğu anlaşıldı ve 2006'da cüce gezegen olarak yeniden sınıflandırıldı. Sapmaların kendisi de sonunda bir ölçüm sorunu çıktı: Voyager 2'nin 1989'da Neptün'ün yanından geçerken ölçtüğü kütle değeri hesaplara girdiğinde, Uranüs ve Neptün'ün hareketlerinde açıklanamayan bir fark kalmadı. Yani bugünkü Dokuzuncu Gezegen arayışı, Lowell'in Gezegen X'inin devamı değil; tamamen farklı bir kanıt türüne dayanıyor.
Sedna'dan Batygin ve Brown'a
Yeni hikâye 2003'te Sedna'nın keşfiyle başladı. Bu cüce gezegenin Güneş'e en yakın noktası bile yaklaşık 76 astronomi birimi; Neptün'ün etkisinden kopuk böyle bir yörüngenin nasıl oluştuğu açıklanamıyordu. 2014'te Chad Trujillo ve Scott Sheppard, benzer yörüngeye sahip 2012 VP113'ü duyurdu ve çok uzak cisimlerin yörüngelerinde tuhaf bir hizalanma olduğuna dikkat çekti.
2016'da Caltech'ten Konstantin Batygin ve Michael Brown, en uzak cisimlerin yörüngelerinin uzayda aynı yöne doğru kümelendiğini ve bu dizilimin rastlantı olma olasılığının çok düşük olduğunu gösterdi. Önerdikleri açıklama, Dünya'nın birkaç katı kütlede, Güneş'ten yüzlerce astronomi birimi uzakta, eliptik ve eğik bir yörüngede dolanan bir gezegendi. Bu gezegen, uzak cisimlerin yörüngelerini hizalarken bazılarını Güneş Sistemi düzlemine dik yörüngelere de itebilirdi; ilerleyen yıllarda tam da böyle cisimler bulundu. Batygin ve ekibi 2024'te, Neptün'ün yörüngesini kesen ve uzun vadede kararsız kalan cisimlerin dağılımının da böyle bir gezegenle açıklanabileceğini savunan yeni bir çalışma yayımladı.
Varsayımsal gezegenin özellikleri yıllar içinde daraldı. İlk tahminler Dünya'nın beş ila on katı kütleden ve 400-800 astronomi birimlik bir yörüngeden söz ediyordu. Amir Siraj, Christopher Chyba ve Scott Tremaine'in 2025'te yayımladığı çalışma ise yaklaşık 4,4 Dünya kütlesi ve 290 astronomi birimlik bir yörünge önerdi. Bu boyutta bir cisim, bir süper Dünya ya da küçük bir Neptün benzeri olabilir; Güneş ışığını çok az yansıtacağı için de son derece sönük görünecektir. Kökeni için de birkaç senaryo var: Güneş Sistemi'nin oluşumu sırasında Jüpiter tarafından dışarı fırlatılmış bir gezegen çekirdeği ya da Güneş'in doğduğu yıldız kümesinde başka bir yıldızdan yakalanmış bir gezegen olabilir.
Şüpheciler ne diyor?
Hipotezin güçlü itirazcıları da var. Bazı araştırmacılar, gözlenen kümelenmenin gerçek olmadığını, uzak cisimlerin yalnızca gökyüzünün belirli bölgelerinde ve belirli zamanlarda aranmasından kaynaklanan bir seçim etkisi olabileceğini savunuyor. Yeni keşfedilen bazı uzak cisimlerin yörüngelerinin kümelenmeye uymaması da tartışmayı canlı tutuyor. Batygin'in kendisi de kuramın en büyük eksikliğinin doğrudan gözlemsel kanıt olduğunu kabul ediyor.
Gezegeni doğrudan görme denemeleri de sonuç vermedi. Kızılötesi gökyüzü taramaları ve geniş alan teleskoplarıyla yapılan aramalar, olası yörüngenin önemli bir bölümünü dışladı; ancak gezegenin Samanyolu'nun yıldızlarla dolu düzleminde ya da en uzak noktasında bulunması, onu mevcut verilerde gözden kaçırılabilir kılıyor.
Rubin'in getireceği
Bu tartışmayı sonuçlandırması en olası araç, Şili'deki Vera C. Rubin Gözlemevi. 2025'te ilk görüntülerini paylaşan gözlemevi, güney gökyüzünü on yıl boyunca birkaç gecede bir tarayacak. Bu tarama, Neptün ötesindeki bilinen cisim sayısını katlayarak kümelenmenin gerçek olup olmadığını istatistiksel olarak sınayacak; şanslı bir durumda gezegenin kendisini de yakalayabilecek. Gezegen bulunursa Güneş Sistemi'nin haritası yeniden çizilecek; bulunamazsa uzak cisimlerin tuhaf yörüngeleri başka bir açıklama bekleyecek.
Bu haberi nasıl buldunuz?
İlk oyu siz verin



















