Samsatlı Lukianos
Samsatlı Lukianos, bugünkü Adıyaman'da doğup Grekçe yazan, Ay'a yolculuğu ve gezegenler arası savaşı anlatan Gerçek Bir Hikâye ile bilinen en eski bilimkurgu eserini veren 2. yüzyıl hiciv yazarıdır.
- Ülke
- Roma İmparatorluğu (Suriye eyaleti; bugün Türkiye, Adıyaman)
- Görevi
- Hiciv yazarı, hatip
- Rolü
- Yazar
Samsatlı Lukianos kimdir?
Samsatlı Lukianos (Grekçe Loukianos, Latince Lucianus; y. 125 – 180 sonrası), Roma İmparatorluğu'nun Suriye eyaletine bağlı Samosata kentinde, bugünkü Adıyaman'ın Samsat ilçesinde doğmuş hiciv yazarı ve hatiptir. Anadili büyük olasılıkla Süryanice olsa da günümüze ulaşan bütün eserlerini eski Grekçe yazdı. Seksenden fazla eseri korunmuştur; bu, antik yazarların çoğu için ulaşılan sayının çok üstündedir. En ünlü eseri, Ay'a yolculuğu, uzaylı yaşam biçimlerini ve gezegenler arası bir savaşı anlatan Gerçek Bir Hikâye'dir. Bu kısa roman pek çok araştırmacı tarafından bilinen en eski bilimkurgu eseri sayılır.
Lukianos, filozoflarla, rahiplerle, batıl inançlarla ve evrenin yapısı üzerine ortaya atılan iddialarla alay eden keskin, şakacı üslubuyla tanınır. Platon'un ciddi felsefi diyaloglarını güldürü diline çevirerek "hicivli diyalog" türünü yarattığını kendisi söyler. Ay'a giden ilk kurgu gemisini yazmış olması, onu uzay edebiyatının en eski atalarından biri yapar.
Hayatı: Fırat kıyısından Atina'ya
Lukianos'un hayatı hakkında bilinen her şey kendi yazılarından gelir; döneminin başka hiçbir metninde ya da yazıtında adı geçmez. Üstelik yazılarında kendine benzeyen karakterleri sık kullandığı ve her şeyi alaycı bir dille anlattığı için bu bilgiler dikkatle okunmalıdır. İngiliz klasik dönem uzmanı Donald Russell, Lukianos'un kendisi hakkında söylediklerinin, birinci ağızdan inandırıcı biçimde anlattığı Ay yolculuğundan daha güvenilir olmadığını hatırlatır.
Doğduğu Samosata, Fırat kıyısında, imparatorluğun en doğu ucunda bir kentti. Uzun süre Kommagene Krallığı'nın başkenti olmuş, MS 1. yüzyılda İmparator Vespasianus döneminde Roma'nın Suriye eyaletine katılmıştı. Antik kentin bulunduğu yer bugün Atatürk Barajı'nın suları altındadır; bugünkü Samsat 1989'da yeni bir yerde kuruldu.
Lukianos'un Rüya adlı konuşmasına göre ailesi orta hâlliydi ve dayıları heykel atölyesi işletiyordu. Ailesi onu yüksek öğrenime gönderecek durumda olmadığından ilk okulu bitirince dayısının yanına çırak verildi. Ancak heykeltıraşlıkta başarılı olamadı, üzerinde çalıştığı heykeli kırdı, dayısından dayak yiyince kaçtı. Anlattığına göre o gece rüyasında Heykelcilik ile Eğitimin kişileşmiş hâlleri onu kazanmak için tartıştı; o da Eğitimi seçti. Bugünkü araştırmacıların çoğu bu anlatının gerçek bir otobiyografi olmaktan çok edebî bir oyun olduğunu düşünür.
Gençliğinde, retorik eğitiminin merkezi olan İyonya'ya, yani Batı Anadolu kıyılarına gitti ve bir şekilde retorik, klasik edebiyat ve felsefe alanında geniş bir bilgi edindi. Önce avukatlığa yöneldi, ama mesleğin aldatmacalarından bıkıp felsefeye döndüğünü yazar. Yunanistan, İtalya ve Galya'da konferanslar vererek imparatorluğu dolaştı. 160 dolaylarında varlıklı ve ünlü biri olarak İyonya'ya döndü; 162 ya da 163'te Antakya'da bulunduğu bilinir. 165 dolaylarında Atina'da bir ev aldı ve anne babasını yanına çağırdı. Atina'da geçirdiği yaklaşık on yıl boyunca konferansları bırakıp yazmaya yöneldi ve en ünlü eserlerinin neredeyse tamamını bu dönemde yazdı. 175 dolaylarında yazmayı bırakıp yeniden yolculuklara çıktı. İmparator Commodus döneminde (180-192) Mısır'da iyi ücretli bir devlet görevine atanmış olabilir; bundan sonra tarih kayıtlarından tamamen silinir, ölümü hakkında hiçbir şey bilinmez.
Gerçek Bir Hikâye: Ay'a giden ilk gemi
Grekçe adı Alēthē diēgēmata, Latince adı Vera Historia olan Gerçek Bir Hikâye, MS 2. yüzyılda yazılmış uzun bir öykü ya da kısa bir romandır. Lukianos daha girişte okura anlatacağı hiçbir şeyin doğru olmadığını, hepsinin baştan sona yalan olduğunu açıkça söyler. Bunu, Homeros'un Odysseia'sı, Ktesias ve İambulos gibi akla sığmaz olayları gerçekmiş gibi anlatan yazarlarla alay etmek için yapar: kendi hikâyesi, yalan olduğunu itiraf eden tek "gerçek" hikâyedir.
Anlatıcı ve arkadaşları Herakles Sütunları'nın, yani Cebelitarık Boğazı'nın ötesine açılır. Bir fırtınayla yollarından sapar, şarap ırmağı akan bir adaya varırlar. Ardından bir kasırga gemiyi havaya kaldırıp Ay'a taşır. Orada kendilerini Ay kralı Endymion ile Güneş kralı Phaethon arasında, Sabah Yıldızı'nın, yani Venüs'ün sömürgeleştirilmesi yüzünden çıkmış büyük bir savaşın ortasında bulurlar. İki ordu da tuhaf melez canlılardan oluşur. Güneş'in orduları Ay'ı bulutla kaplayıp Güneş ışığını keserek savaşı kazanır, sonra barış yapılır. Lukianos Ay'daki yaşamın Dünya'dakinden ne kadar farklı olduğunu uzun uzun anlatır. Dünya'ya döndükten sonra gezginleri yaklaşık 320 kilometre uzunluğunda bir balina yutar; sonra süt denizi, peynir adası ve Mutlular Adası gelir. Kitap, maceraların devam kitaplarında anlatılacağı vaadiyle aniden biter. Eski bir yorumcu bu vaadi "en büyük yalan" diye nitelemiştir.
Eser, uzay yolculuğunu, uzaylı yaşam biçimlerini ve gezegenler arası savaşı içeren bilinen en eski kurgu metnidir. Yine de türü tartışmalıdır: kimi araştırmacılar onu bilimkurgu, kimileri fantastik edebiyat, hiciv ya da parodi olarak okur. Bilimkurgu eleştirmenleri, eserin okuru tanıdık dünyadan koparıp onu yeni bir gözle düşünmeye zorlamasının, yani kuramcı Darko Suvin'in "bilişsel yabancılaştırma" dediği etkinin, türün temel özelliğini taşıdığını belirtir. Lukianos'un, kahramanı Ay'a ulaşan ve bugün kayıp olan bir başka romana, Antonius Diogenes'in Thule'nin Ötesindeki Harikalar'ına yanıt olarak yazdığı da düşünülür.
İkaromenippos: göğe uçan filozof
Lukianos'un gökyüzüne yolculuğu anlatan tek eseri Gerçek Bir Hikâye değildir. İkaromenippos adlı diyalogda Kinik filozof Menippos, mitolojideki İkaros'u taklit ederek kendine bir çift kanat yapar ve göğe uçar; orada Zeus ona bizzat rehberlik eder. Yolculuk sırasında Ay tanrıçası Selene, Menippos'a filozoflardan yakınır: kimi neden büyüyüp küçüldüğünü sorgulamakta, kimi üzerinde canlıların yaşayıp yaşamadığını tartışmakta, kimi de ışığını Güneş'ten "çaldığını" söyleyerek onunla kardeşi Güneş'in arasını açmaktadır. Selene, bu doğa filozoflarının yeryüzünden silinmesi için Zeus'a aracılık etmesini ister. Zeus kabul eder, ama filozoflara bahara kadar süre tanır.
Bu sahne, Lukianos'un kendi döneminin "bilimiyle" nasıl alay ettiğini gösterir. Burada hedef alınan fikirlerden biri, Güneş'in kızgın bir metal kütlesi olduğunu söyleyen Anaksagoras'ın görüşüdür. Oysa MÖ 5. yüzyılda yaşamış Anaksagoras, tutulmaları doğru biçimde açıklamış, Güneş'i Peloponez yarımadasından büyük, ateşli bir kütle olarak tanımlamıştı. Selene'nin şikâyet ettiği fikirlerin çoğu, yani Ay'ın evrelerinin bir nedeni olduğu ve Ay'ın ışığını Güneş'ten aldığı, bugün doğrulanmış bilgilerdir. Ay'ın kendi ışığı yoktur; gördüğümüz parlaklık yüzeyinden yansıyan Güneş ışığıdır, evreleri de bu aydınlanmış yüzün Dünya'dan görünen payının değişmesinden doğar. Ayrıntılar Ay evreleri ve tutulmalar ile Ay sayfalarında anlatılıyor. Lukianos'un alayı, ilginç biçimde, antik çağ doğa felsefesinin gökyüzü hakkında ne kadar doğru tahminler yaptığını da kayda geçirmiş olur.
Bilimle ilişkisi: kuşkucu bir göz
Lukianos bir bilim insanı değildi, ama düşünme biçimi bilimin temel tutumlarından birine yakındır: kanıtsız iddiaya inanmamak. Araştırmacılara göre felsefi açıdan kuşkucu (septik) görüşe yatkındı; Hermotimos'ta bütün felsefe sistemlerinin birbiriyle çeliştiğini, hayatın hangisinin doğruya en yakın olduğunu bulmaya yetmeyecek kadar kısa olduğunu ve en iyisinin sağduyuya güvenmek olduğunu söyler. Gözle görülenin kulakla duyulandan daha güvenilir tanık olduğu düşüncesi diyaloglarında sık sık yinelenir.
Doğaüstüne inanmayı batıl inanç olarak görüyordu. Yalan Meraklısı (Philopseudes) adlı eserinde, hasta bir dostunu ziyarete giden kuşkucu Tykhiades'in, birbirinden saçma doğaüstü hikâyeler anlatan konuklarla karşılaşmasını anlatır. Bu hikâyelerden biri, Goethe'nin ünlü baladına kaynaklık eden "Büyücünün Çırağı"nın bilinen en eski biçimidir. Sahte Peygamber Aleksandros'ta ise Abonuteikhos'lu sahte bir kâhinin düzenbazlıklarını açığa çıkarır; aynı eserde korkulardan ve batıl inançlardan kurtardığı için Epikuros'u över. Bu kuşkucu tavır, sonraki yüzyıllarda bilimsel şüpheciliği savunan yazarların da örnek aldığı bir gelenek oluşturdu.
Diğer eserleri
Lukianos'un gururla sahiplendiği buluş, Platon'un diyaloglarını örnek alıp onlara güldürü havası kattığı hicivli diyalogdu. Ölüler Diyalogları'nda Kinik filozoflar Diogenes ve Menippos yeraltı dünyasında rahat ederken, yaşarken lüks içinde yaşayanlar aynı koşullarda acı çeker. Tanrılar Diyalogları Yunan mitolojisini, tanrıları insanca zaafları olan gülünç kişiler olarak göstererek tiye alır. Satılık Felsefeler'de Zeus, Pythagoras, Sokrates ve Diogenes gibi filozofları bir köle pazarında satışa çıkarır. Tarih Nasıl Yazılmalı? adlı eserinde de döneminin taraflı ve abartılı tarih yazarlığını eleştirir.
Ödüller yerine kalıcı bir ün
Antik çağda bugünkü anlamda edebiyat ödülleri yoktu. Lukianos'un başarısının ölçüsü, eserlerinin yüzyıllar boyunca okunup kopyalanarak korunmasıdır. Eserleri antik çağda çok sevildi; Bizans'ta 9. yüzyılın hümanistleri onu yeniden değerlendirdi, 11. yüzyıldan itibaren de okul müfredatına girdi. Batı'da Orta Çağ boyunca neredeyse unutulmuşken 1400 dolaylarında yeniden keşfedildi ve Rönesans hümanistleri arasında hızla yayıldı.
Kitapları
Etkisi: Thomas More'dan Swift'e, Cyrano'dan Verne'e
Lukianos'un Batı edebiyatına etkisi çok geniştir. Gerçek Bir Hikâye, Thomas More'un Ütopya'sına (1516) ve Jonathan Swift'in Gulliver'in Gezileri'ne (1726) ilham verdi. Erasmus'un Deliliğe Övgü'sünde ve François Rabelais'nin Gargantua ve Pantagruel romanlarında onun izleri görülür; Shakespeare'in Atinalı Timon'u da Lukianos'un Timon'undan esinlenir. Fransız yazar Cyrano de Bergerac da Gerçek Bir Hikâye'den beslendi; Cyrano'nun yazıları ise daha sonra Jules Verne'e ilham kaynağı oldu. Böylece Lukianos'un kasırgayla Ay'a uçan gemisinden, Verne'in Ay'a Yolculuk romanındaki top mermisine uzanan bir edebî soy ağacı ortaya çıkar.
Bernard de Fontenelle, Voltaire ve Fénelon gibi yazarlar onun Ölüler Diyalogları'nın kendi uyarlamalarını yazdı. Henry Fielding onu "mizahın gerçek babası" diye niteledi, David Hume ise ölüm döşeğinde onun bir diyaloğunu okuyordu. Alman yazar Christoph Martin Wieland, Lukianos'un bütün eserlerini Almancaya ilk kez çeviren kişi oldu.
Ay'a yolculuk fikri sonraki yüzyıllarda defalarca yeniden yazıldı: Johannes Kepler'in Somnium'u, H. G. Wells'in Ay'da İlk İnsanlar'ı bu çizginin önemli durakları oldu. Gerçek Ay yolculuklarının tarihi ise Ay'a yolculuklar sayfasında anlatılıyor. Bugün Lukianos, özellikle 21. yüzyılda Suriyeli kimliği ve Grek kültürü arasındaki konumu nedeniyle de yeniden ilgi görüyor. Ama uzay okuru için onun asıl mirası şudur: insanlık daha teleskopu bile icat etmeden, Samosatalı bir yazar bir gemiyi Ay'a göndermiş ve okurlarından buna inanmamalarını istemişti.















