Salih Zeki
Osmanlı matematikçisi ve gökbilimci Salih Zeki, Rasathane-i Âmire'yi 1909'a kadar yönetti, Darülfünun'un rektörü oldu ve Âsâr-ı Bâkiye ile Türkiye'de bilim tarihçiliğinin öncüsü sayıldı.
- Ülke
- Osmanlı İmparatorluğu
- Görevi
- Matematikçi, gökbilimci ve bilim tarihçisi; Rasathane-i Âmire müdürü, Darülfünun rektörü
- Kurum
- Rasathane-i Âmire, Darülfünun (İstanbul Üniversitesi)
- Rolü
- Bilim insanı
- Ölüm tarihi
- 2 Temmuz 1921
Salih Zeki (1864, İstanbul – 2 Temmuz 1921, İstanbul), Osmanlı'nın son döneminde yetişmiş matematikçi, gökbilimci ve bilim tarihçisidir. Telgraf mühendisi olarak başladığı meslek hayatında Osmanlı devletinin meteoroloji ve gözlem kurumu Rasathane-i Âmire'nin müdürlüğüne yükseldi, ardından Darülfünun'un (bugünkü İstanbul Üniversitesi) rektörü oldu. Türkiye'nin ilk matematik profesörü olarak anılır; Orta Çağ İslam dünyasındaki matematik ve astronomi çalışmalarını inceleyen Âsâr-ı Bâkiye adlı eseriyle de Türkiye'de bilim tarihi yazımının öncülerinden kabul edilir.
Darüşşafaka'dan Paris'e
Yoksul bir ailede dünyaya gelen Salih, on yaşında Darüşşafaka'ya kaydoldu. Burada matematik öğretmeni Mehmet Nadir Bey yeteneğini fark edip onunla yakından ilgilendi. 1882'de okulu birincilikle bitirince Posta ve Telgraf Nezareti'nde memurluğa başladı. Kısa süre sonra nezaret tarafından elektrik ve telgraf mühendisliği okumak üzere Paris'e gönderildi. Kaynaklar okulun adını farklı veriyor; ama "Zeki" lakabının Paris'teki okul arkadaşlarından geldiği ve kendisinin bundan sonra "Salih Zeki" diye tanındığı aktarılır. 1887'de İstanbul'a döndü ve nezarette elektrik mühendisi ve müfettiş olarak çalışmaya başladı.
Telgraftan gökbilime
İstanbul Üniversitesi'nin yayımladığı Osmanlı Bilimi Araştırmaları dergisinde bilim tarihçisi Feza Günergun'un yaptığı incelemeye göre Salih Zeki'nin astronomiye ilgisi 1880'lerin sonunda, Posta ve Telgraf İdaresi'nin teknik bürosunda müdür yardımcılığı yaptığı yıllarda başladı. Onu gökbilime ve takvim hesabına yönlendiren kişi, idarenin teknik danışmanı ve meteoroloji rasathanesinin müdür yardımcısı olan Fransız mühendis Émile Lacoine'du. Salih Zeki ilk olarak Rumi 1308 (1892) mali yılı için bir takvim yayımladı, ardından Lacoine'un Rumi 1310 (1894) yılı için hesapladığı Takvim-i Cedid'in (Yeni Takvim) yazarlarından biri oldu.
O dönemde gökbilim bilgisi tek bir elde değildi: Mekteb-i Harbiye'de subaylar Avrupa ders kitaplarının çevirilerinden "ilm-i hey'et" (astronomi) okutuyor, günlük kullanılan takvimleri ise muvakkitler (vakit hesaplayıcıları) ve müneccimler hazırlıyordu. Müneccimlik bugün astroloji diye bildiğimiz uğraşın Osmanlı'daki karşılığıydı. Salih Zeki, Avrupa'da eğitim görmüş bir mühendis olarak bu tabloya yeni bir halka ekledi. Bu arada 1889-1900 yılları arasında Mekteb-i Mülkiye'de fizik ve kimya dersleri verdi; arkadaşı Ahmet Fahri ile birlikte yazdığı ilk kitabı, fizik ders kitabı Hikmet-i Tabiiyye, 1892'de çıktı. Aynı yıllarda, 1889'da, ilk bilim tarihi makalesi olan "Hint Rakamları Üzerine Bir Rapor"u yayımladı.
Rasathane-i Âmire'nin başında
Rasathane-i Âmire 1868'de İstanbul'un Avrupa yakasında, Avrupa ile Osmanlı istasyonları arasında meteoroloji verisi alışverişi yapmak amacıyla kuruldu; hava tahmini ve doğru zaman tutma da görevleri arasındaydı. Kurucu müdürü Aristide Coumbary'ydi. Salih Zeki, Günergun'a göre Coumbary'nin 1896'daki ölümünün ardından (bazı kaynaklarda 1895) rasathanenin müdürü oldu ve bu görevi 1909'a kadar sürdürdü. Günergun, asıl işi meteoroloji olan bu kurumda zaman zaman astronomi gözlemlerinin de yapılmış olabileceğini belirtir. Salih Zeki'nin 1899'da Aydın'daki depremin etkilerini yerinde incelemek için yaptığı başvuru hükümetçe onaylanmıştı, ancak bu göreve ait bir kayıt bugüne ulaşmadı.
Rasathane, 1909'daki 31 Mart Vakası sırasında isyancılar tarafından tahrip edildi. Ertesi yıl kurumu yeniden kurmakla matematikçi Fatin Gökmen görevlendirildi; o da bugünkü yeri olan Kandilli'yi seçti ve düzenli çalışmalar 1 Temmuz 1911'de başladı. Bugün Boğaziçi Üniversitesi'ne bağlı olan Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü bu çizginin devamıdır. Bir gözlemevinin ne iş yaptığını sözlük sayfamızda bulabilirsiniz.

Verileri göster
| 1864 | İstanbul'da doğdu |
|---|---|
| 1882 | Darüşşafaka'yı birincilikle bitirdi |
| 1887 | Paris'ten döndü |
| 1896 | Rasathane-i Âmire müdürü |
| 1909 | Rasathane 31 Mart'ta yıkıldı |
| 1913 | Darülfünun rektörü oldu |
| 1915 | Lobaçevski konferansları |
| 1921 | İstanbul'da öldü |
Okul müdürlüğünden rektörlüğe
Salih Zeki, 1900'de Darülfünun'un kurulmasından kısa süre sonra burada matematik ve fizik dersleri vermeye başladı ve ölümüne kadar öğretmenliği bırakmadı. Günergun'a göre Darülfünun'da matematik ve fiziğin yanı sıra astronomi de okuttu. 1910'da Mekteb-i Sultanî'nin (bugünkü Galatasaray Lisesi) müdürlüğüne atandı, 1912'de Maarif Nezareti müsteşarı oldu. 1913'te Darülfünun-ı Osmanî'nin rektörlüğüne getirildi. 1917'de rektörlükten ayrıldıysa da Fen Şubesi'nde müderris (profesör) olarak derslerini sürdürdü ve 1919'da bu şubenin dekanı oldu.

Uluslararası saat ve kaçırılan tutulma
Salih Zeki, 1913'te Paris'te toplanan Uluslararası Saat Konferansı'na (Conférence Internationale de l'Heure) katıldı. Osmanlı hükümeti burada Uluslararası Saat Bürosu'nun kurulmasına ilişkin anlaşmayı imzaladı ve evrensel zamana geçiş için hazırlıklara başladı. Ertesi yıl Maarif Nezareti onu, 21 Ağustos 1914'te Trabzon'dan görülecek tam Güneş tutulmasını gözlemek için gelen Avrupalı gökbilimcilerin heyetlerine katılmakla görevlendirdi. Ne var ki Günergun, bu heyetlere ait hiçbir belge bulunmamasından hareketle, ne Salih Zeki'nin ne de yabancı gökbilimcilerin Trabzon'da tutulmayı gözleyebildiği sonucuna varır.
Astronomiyi geniş kitlelere anlatan yazılar da kaleme alan Salih Zeki, Fransızcadan iki ders kitabı çevirdi: Yeni Kozmografya (1915) ve Muhtasar Kozmografya (1916). Yeni Kozmografya'daki bir nota göre hükümete, kullanılan takvimin iyileştirilmesi için bir proje sunmuştu. 1909'da H. Hagopyan'ın derlediği Avalim-i Felekiye adlı kozmografya kitabının editörlüğünü de üstlenmişti. Müzeci Halil Ethem Eldem'e göre son çalışması, İstanbul'daki Müze-i Hümayun'da saklanan usturlapların kataloğuydu.
Lobaçevski, zaman ve Poincaré
Rektörlük yıllarında Salih Zeki, 1914-1916 arasında matematik öğretmenlerine ve meraklılara düzenli konferanslar verdi. Bunların ağırlık noktası, paralellik aksiyomunun geçerli olmadığı Öklid dışı geometrilerdi. 20 ve 26 Mart 1915'te verdiği "Lobaçevski Hendesesinin Tefsiri" başlıklı iki konferansta, Beltrami'nin "psödoküre" denen eğri yüzey üzerindeki geometrisinin Lobaçevski'nin düzlem geometrisiyle uyuştuğunu gösterdi. Bu geometriyle Vidinli Tevfik Paşa aracılığıyla tanıştığı belirtilir. Konferansların çoğu 1915-1916'da Darülfünun Konferansları adıyla basıldı.
Basılmayan konferanslardan biri, Mart 1915'te verdiği "Zaman" konuşmasıydı. Salih Zeki burada zamanı felsefi, psikolojik ve fiziksel yönleriyle, özellikle de zamanın ölçülmesi bağlamında ele aldı. Konuşma büyük ölçüde Henri Poincaré'nin La Valeur de la Science kitabına dayanıyordu; Salih Zeki bu kitabı Türkçeye çevirmiş, çeviri 1914'te İlmin Kıymeti adıyla yayımlanmıştı. İlginç biçimde, mutlak ve göreli zaman tartışmasına ya da Albert Einstein'ın göreli zaman kavramına bu konferanslarda hiç değinmedi.
Âsâr-ı Bâkiye ve Kamus-ı Riyaziyat
Salih Zeki'nin en tanınmış eseri Âsâr-ı Bâkiye'dir (Ölmez Eserler). İlk iki cildi 1913'te İstanbul'da yayımlanan eserde, Orta Çağ İslam dünyasında trigonometri, hesap, cebir, astronomi ve geometri alanlarında yapılan çalışmaları inceledi. Dört cilt olarak tasarlanmıştı; üçüncü ve dördüncü ciltler yazma hâlinde kaldı. Yavuz Unat'ın incelemesine göre Salih Zeki, İslam matematikçilerinin özgün yazmalarını Batı'da yazılmış matematik tarihleriyle birlikte kullanarak bir sentez kurdu; bu yönüyle Türk bilim tarihçiliğinin öncüsü sayılır. Eser, Antik Çağ bilgisini Rönesans'a taşıyan Yakın Doğu matematikçilerini anlatır ve araştırmacılar için bugün de başvuru kaynağıdır.
Daha iddialı projesi Kamus-ı Riyaziyat (Matematik Bilimleri Sözlüğü) idi. Bu ansiklopedik sözlük hem matematik terimlerini açıklamayı hem de Doğulu ve Batılı matematikçilerle gökbilimcilerin hayat öykülerini vermeyi amaçlıyordu. Yazar Halide Edib (Adıvar) bu çalışmada ona asistanlık ve çevirmenlik yaptı. On iki cilt olarak planlanan eserin yalnız iki cildi basılabildi. Salih Zeki ayrıca Öklid dışı geometriler, sanal sayılar ve sayılar teorisi gibi konuları ülkede tanıtmasıyla, Boole'un cebirsel mantık anlayışını savunmasıyla ve matematik felsefesiyle ilgilenmesiyle bilinir.
Son yılları ve mirası
Salih Zeki 2 Temmuz 1921'de İstanbul Şişli'deki Fransız Hastanesi'nde öldü ve Fatih Camii haziresine gömüldü. Doğumunun 140. yılında, 2005'te Osmanlı Bilimi Araştırmaları dergisi ona özel bir sayı ayırdı; sayıda rasathane yıllarından Darülfünun konferanslarına, Âsâr-ı Bâkiye'nin yazılış yönteminden çevresine kadar pek çok inceleme ve "Ali Kuşçu ve Salih Zeki Sempozyumu"na ait metinler yer aldı. Sayıda yazan Şeref Etker, Salih Zeki'nin bilim tarihi çalışmalarının henüz hakkıyla değerlendirilmediğini ve kapsamlı bir biyografisinin hâlâ yazılmayı beklediğini vurgular. Osmanlı gökbilim tarihinin daha eski isimleri için Takiyüddin ve Ali Kuşçu sayfalarımıza bakabilirsiniz.

Kısaca
- 1864'te İstanbul'da doğdu, Darüşşafaka'yı 1882'de birincilikle bitirdi, Paris'te elektrik ve telgraf mühendisliği okudu.
- Coumbary'nin ardından Rasathane-i Âmire'nin müdürü oldu ve kurumu 1909'a kadar yönetti.
- 1913'te Darülfünun rektörü oldu, aynı yıl Paris'teki Uluslararası Saat Konferansı'na katıldı.
- 1914-1916 konferanslarıyla Öklid dışı geometriyi Türkçe olarak tanıttı, Poincaré'yi Türkçeye çevirdi.
- Âsâr-ı Bâkiye ve Kamus-ı Riyaziyat ile Türkiye'de bilim tarihçiliğinin öncülerinden sayılır.














