Zaman Makinesi (H. G. Wells): konusu, zaman yolculuğu bilimi ve okuma rehberi
H. G. Wells'in 1895 tarihli Zaman Makinesi, 802.701 yılına giden bir mucidi anlatan ve zaman makinesi fikrini yaygınlaştıran klasik; özeti, görelilikle bağı ve uyarlamaları.
- Tür
- Roman
- Yazar
- H. G. Wells
- İlk yayın yılı
- 1895
- Türkçe baskı
- Zaman Makinesi / Bir Buluş — Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
- Ücretsiz ve yasal oku
- www.gutenberg.org/ebooks/35
Zaman Makinesi (The Time Machine), İngiliz yazar H. G. Wells'in 1895'te yayımlanan ilk uzun anlatısıdır. Viktorya dönemi İngiltere'sinde yaşayan, adı hiç verilmeyen bir bilim insanının kendi yaptığı bir aletle yüz binlerce yıl sonrasına gidişini anlatır. Kısa bir roman, hatta uzun bir öykü sayılabilecek kadar ince olan kitap, bilerek ve istenen yöne zamanda yolculuk eden bir araç fikrini yaygınlaştıran eser kabul edilir. "Zaman makinesi" terimini de Wells türetti; bugün bu tür bir aracı anlatmak için neredeyse bütün dillerde aynı ifade kullanılıyor.
Kitap ne anlatıyor?
Roman bir çerçeve öyküyle açılır. Londra yakınlarında, Richmond'daki evinde her hafta arkadaşlarını yemeğe çağıran mucit, konuklarına zamanın aslında uzayın dördüncü boyutu olduğunu, insanın uzayda nasıl hareket ediyorsa zamanda da hareket edebileceğini anlatır. Masadaki doktor, psikolog, belediye başkanı ve diğerleri ona pek inanmaz. Mucit küçük bir modeli çalıştırır ve model gözlerinin önünde kaybolur. Bir hafta sonraki yemeğe ise üstü başı perişan, yorgun ve aç bir hâlde gelir; yemeğini yedikten sonra başından geçenleri anlatmaya başlar.
Anlatının büyük kısmı, mucidin 802.701 yılında gördüğü dünyadır. Londra'nın yerinde bahçelerle kaplı, yer yer yıkılmaya yüz tutmuş dev yapıların bulunduğu sessiz bir manzara vardır. Burada yaşayan küçük, çocuksu, meyveyle beslenen ve hiçbir şeye merak duymayan insanlara Eloi denir. Mucit önce insanlığın sonunda çatışmasız bir cennete ulaştığını düşünür. Ama bu sükûnetin altında başka bir şey yatmaktadır: Eloi'nin karanlıktan neden bu kadar korktuğu ve araziye dağılmış derin kuyuların ne işe yaradığı sorusu, kitabın gerilimini taşır.
Wells'in asıl derdi teknik bir macera anlatmak değildir. Kitap, kendi döneminin sınıf ayrımlarını, sanayi toplumunun gidişatını ve insanın evrimin tepesinde durduğu inancını sorgular. Wells sonradan bu kitabı insanın kendinden hoşnutluğuna yönelik bir saldırı olarak tanımladı.
Kitabın özeti
Bu bölüm kitabın sonunu da anlatır.
Zaman Yolcusu, 802.701 yılında makinesinden indikten kısa süre sonra onun ortadan kaybolduğunu fark eder. Kumanda kollarını yanına aldığı için makinenin zamanda gitmiş olamayacağını bilir; birilerinin onu yakındaki beyaz bir sfenks heykelinin içine çektiğini düşünür. Gece karanlığında gördüğü soluk, iri gözlü, maymunsu yaratıkların izini sürer: bunlar yerin altında yaşayan Morlocklardır. Bir kuyudan aşağı inince Morlockların makinelerle dolu yeraltı dünyasını görür ve korkunç gerçeği anlar. Morlocklar, yerüstündeki Eloi'nin giysilerini ve yiyeceğini sağlayan, ama karşılığında geceleri onları avlayıp yiyen bir topluluktur.
Yolcu bu düzenin nasıl doğduğuna dair bir kuram geliştirir: kendi çağındaki ayrıcalıklı sınıf ile yer altında çalışan işçi sınıfı arasındaki uçurum, yüz binlerce yılda iki ayrı türe dönüşmüştür. Eloi, rahatın içinde zayıflamış ve aklını yitirmiş eski efendilerin, Morlocklar ise karanlıkta kalmış eski işçilerin torunlarıdır.
Bu arada boğulmak üzere olan Weena adlı bir Eloi kızını kurtarır; Weena ona bağlanır ve yanından ayrılmaz. İkisi uzaktaki yeşil porselenden bir sarayı, aslında çoktan harabeye dönmüş bir müzeyi keşfe çıkar. Yolcu burada kibrit ve kendini savunmak için bir silah bulur. Dönüş yolunda ormanda geceye yakalanırlar ve Morlockların saldırısına uğrarlar. Morlockları uzak tutmak için yaktığı ateş kontrolden çıkarak orman yangınına dönüşür; Yolcu kurtulur ama Weena'yı kaybeder.
Sfenksin kapıları açık bulunur; Morlocklar onu tuzağa düşürmeye çalışır, ama Yolcu kollarını takıp makineyle geleceğe kaçar. Bu kez çok daha ileri gider. Dünya'nın Güneş'e hep aynı yüzünü döndüğü, iri ve kızıl bir Güneş'in ufukta kıpırdamadan durduğu bir çağda, kızıl kumsallarda dolaşan dev yengeçsi canlılar görür. Otuz milyon yıldan daha sonrasına vardığında hayat neredeyse bitmiştir: soğuk, karanlık, kar ve tutulma altında sessizleşen bir dünya. Dehşete kapılan Yolcu kendi zamanına döner ve laboratuvarına, ayrıldıktan yalnızca birkaç saat sonra ulaşır.
Konuklar hikâyeye inanmaz; Yolcu'nun elindeki tek kanıt, Weena'nın cebine koyduğu iki tuhaf beyaz çiçektir. Anlatıcı ertesi gün geri geldiğinde Yolcu'yu yeni bir yolculuğa hazırlanırken bulur. Yolcu kısa sürede döneceğini söyleyerek gider. Kitap, aradan üç yıl geçtiği hâlde onun hiç geri dönmediği bilgisiyle kapanır.
H. G. Wells ve kitabın yazıldığı dönem
Herbert George Wells, 21 Eylül 1866'da İngiltere'nin Kent bölgesindeki Bromley'de, küçük bir dükkân işleten yoksul bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Gençliğinde bir kumaş mağazasında günde on üç saat çalışan bir çırak oldu; sonra burs kazanarak Londra'daki Normal School of Science'ta biyoloji okudu. Hocası, Darwin'in evrim kuramının en ateşli savunucularından Thomas Henry Huxley'di. Bu eğitim Zaman Makinesi'nin her satırına sinmiştir: kitap, evrimin bir ilerleme merdiveni olmadığını, koşullar değişince türlerin gerileyebileceğini de gösteren bir düşünce deneyidir.
Fikrin kökü öğrencilik yıllarına uzanır. Wells, okulunun dergisinde 1888'de yayımlanan "The Chronic Argonauts" adlı öyküsünde ilk kez zamanda yolculuğu denedi. 1894'te National Observer gazetesinde imzasız bir dizi deneme yayımladı; derginin editörü W. E. Henley'in desteğiyle metni geliştirdi ve hikâye Ocak-Mayıs 1895 arasında The New Review'da tefrika edildi. Kitap olarak önce 7 Mayıs 1895'te ABD'de Henry Holt, 29 Mayıs'ta İngiltere'de William Heinemann tarafından basıldı. İki baskının metinleri birbirinden farklıdır; günümüz baskılarının neredeyse tamamı Heinemann metnini izler.
Kitap, Wells'in sosyalist görüşlerini ve dönemin işçi-işveren ilişkileri üzerine yaygın kaygıları yansıtır. Wells'in kendi çocukluğu da Morlockların dünyasını hatırlatır: ailesi zamanının çoğunu dükkânın altındaki karanlık bodrum mutfağında geçirmişti. Eleştirmenler kitabı ayrıca Ray Lankester'in toplumsal yozlaşma üzerine görüşleriyle, William Morris'in ütopyası News from Nowhere (1890) ile ilişkilendirir. Romanın son bölümü, Dünya'nın son günlerini anlatan "ölen Dünya" türünün de ilk örneklerinden sayılır. Wells, yıllar sonra 1931 baskısının önsözünde bu ilk kitabını biraz acemice bulduğunu, ama ondan pişmanlık duymadığını yazdı.
Kitaptaki bilim: Zaman gerçekten dördüncü boyut mu?
Kitabın en çarpıcı tarafı, açılıştaki tartışmadır. Zaman Yolcusu, her cismin uzunluk, genişlik ve yüksekliğin yanında bir de süresi olduğunu, yani zamanın dördüncü boyut sayılması gerektiğini savunur. Bu düşünce, fizikte ancak on yılı aşkın bir süre sonra somut bir biçim aldı. Albert Einstein 1905'te özel görelilik kuramını yayımladı; Einstein'ın eski hocası Hermann Minkowski de 1908'de bu kuramın en iyi biçimde, uzay ile zamanın ayrı ayrı değil birlikte ele alındığı dört boyutlu bir "uzay-zaman" içinde anlaşılabileceğini gösterdi. Wells'in sezgisi böylece modern fiziğin temel taşlarından birine yakın düştü; ama Wells bir fizik kuramı değil, bir edebiyat düzeneği kurmuştu.
Peki zamanda yolculuk mümkün mü? Geleceğe doğru bir tür "yolculuk" bugün ölçülen bir gerçektir. Görelilik kuramına göre hızla hareket eden ya da kütleçekimin daha zayıf olduğu yerdeki saatler, öbürlerine göre farklı hızda işler. Bu zaman genişlemesi, atmosferde oluşan müonların bozunması gibi deneylerle defalarca doğrulandı. Uzayda en uzun süre kalanlardan biri olan Rus kozmonot Sergey Krikalev'in, yörüngede geçirdiği yıllar yüzünden aynı anda doğduğu insanlardan yaklaşık 0,02 saniye daha genç olduğu hesaplanır. Yani geleceğe yolculuk mümkündür, ama Wells'in makinesindeki gibi yüz binlerce yıl atlamak için ışık hızına çok yakın hızlara ya da bir kara deliğin dibindeki gibi çok güçlü kütleçekime ihtiyaç vardır.
Geçmişe dönmek ise çok daha tartışmalıdır. Genel görelilik denklemleri kâğıt üzerinde bazı tuhaf çözümlere izin verse de bunların doğada var olup olmadığı bilinmiyor; böyle bir yolculuk mümkün olsaydı neden-sonuç ilişkisinde ağır paradokslar doğardı. Bu tartışmaların ayrıntısını zaman yolculuğu fiziği sayfamızda, kuramsal kısayollardan birini de solucan delikleri sayfasında bulabilirsiniz.
Uzak gelecekte Dünya ve Güneş
Romanın son sahneleri astronomi açısından da ilginçtir. Wells, gelgit sürtünmesinin Dünya'nın dönüşünü yavaşlattığını ve sonunda gezegenin Güneş'e hep aynı yüzünü döneceğini düşünür; tıpkı bugün Ay'ın Dünya'ya hep aynı yüzünü göstermesi gibi. Güneş ise giderek büyüyen, sönükleşen kızıl bir küreye dönüşmüştür. Wells'in bu tabloyu yalnızca otuz milyon yıl sonrasına yerleştirmesi rastlantı değildir. O dönemde Lord Kelvin ve Hermann von Helmholtz, Güneş'in enerjisini yavaş yavaş büzülmesine bağlıyordu ve bu hesaba göre Güneş ancak milyonlarca yıl parlayabilirdi. Güneş'in asıl enerji kaynağının nükleer füzyon olduğu 1930'larda Hans Bethe'nin çalışmalarıyla anlaşıldı.
Bugünkü bilgiyle tablo çok daha uzun bir zamana yayılır. Güneş, ana kol evresini milyarlarca yıl sonra bitirecek ve kırmızı dev evresine geçecek; bazı hesaplara göre yaklaşık 7,6 milyar yıl sonra Dünya'nın bugünkü yörüngesini aşacak kadar genişleyebilir. Ay da Wells'in kitabındaki gibi ortadan kaybolmuyor; NASA'ya göre her yıl yaklaşık 2,5 santimetre uzaklaşıyor. Dünya ile Ay'ın birbirine kilitlenmesi için ise on milyarlarca yıl gerekiyor, yani Güneş'in ömründen çok daha uzun bir süre. Wells'in kızıl kumsalı bilimsel bir öngörüden çok, kendi döneminin bilgisiyle çizilmiş güçlü bir imgedir. Evrenin çok daha uzak geleceği için evrenin sonu senaryolarına göz atabilirsiniz.
Etkisi
Zaman Makinesi, ödüllerin henüz olmadığı bir çağda yazıldı; etkisi ise ölçülemeyecek kadar geniştir. Kitap, istenen tarihe gitmeyi sağlayan bir araç fikrini edebiyatın kalıcı malzemesi yaptı ve bilimkurgunun temel taşlarından biri olarak anılır. Yazarın kendisi sonraki yıllarda Dünyalar Savaşı (1898) ve Ay'da İlk İnsanlar (1901) gibi kitaplarla bu çizgiyi sürdürdü; Dünyalar Savaşı sayfamız bu dönemi ayrıntılı anlatıyor.
Kitabın pek çok devamı yazıldı. Egon Friedell 1946'da ilk doğrudan devamı kaleme aldı. Christopher Priest'in 1976 tarihli The Space Machine'i, Zaman Makinesi'ni Dünyalar Savaşı ile birleştirir. Wells'in mirasçılarının onayıyla, kitabın yüzüncü yılı için yazılan resmî devam romanı ise Stephen Baxter'in 1995'te yayımlanan The Time Ships'idir. Kitap üzerine akademik çalışmalar 1960'larda başladı ve 1995'teki yüzüncü yıl konferansıyla yeniden canlandı.
Uyarlamaları
Kitabın ilk görsel uyarlaması, BBC'nin 25 Ocak 1949'da canlı yayımladığı bir televizyon oyunuydu; kaydı yapılmadığı için bugün yalnız senaryosu ve birkaç fotoğrafı kaldı. En bilinen uyarlama, George Pal'in yönettiği 1960 yapımı ABD filmidir. Rod Taylor'ın başrolü üstlendiği film, dünyanın hızla değişmesini gösteren hızlandırılmış çekimleriyle görsel efekt dalında Oscar kazandı. 1978'de olayları modern ABD'ye taşıyan bir televizyon filmi çekildi. 2002'deki yeniden çevrimi ise Wells'in torununun oğlu Simon Wells yönetti; Guy Pearce'ın oynadığı bu sürümde hikâye New York'a taşındı ve geçmişi değiştirme fikri eklendi. Kitap ayrıca pek çok radyo oyununa ve çizgi romana uyarlandı; BBC Radio 3 2009'da yeni bir radyo uyarlaması yayımladı.
Kimlere uygun, nereden başlanır?
Zaman Makinesi, klasik bilimkurguya başlamak isteyen herkes için ideal bir giriş kitabıdır: kısadır, birkaç saatte okunur ve bugün bile tartışılan sorular sorar. Lise çağındaki okurlar için hem edebiyat hem de fizik derslerinde konuşulacak çok malzeme taşır. Morlockların dünyası yer yer karanlık ve ürkütücü olduğundan çok küçük çocuklara uygun değildir.
Türkçede Celâl Üster çevirisiyle Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından "Zaman Makinesi / Bir Buluş" adıyla yayımlanıyor; alt başlık, kitabın özgün adındaki "An Invention" ifadesinden gelir. Telif süresi dolduğu için İngilizce özgün metin ücretsiz olarak okunabilir. Kitabı bitirdikten sonra Wells'in diğer bilimsel romanslarına, özellikle Dünyalar Savaşı'na ve Ay'da İlk İnsanlar'a geçmek, yazarın bilimkurguya kattığı temaları bütün olarak görmenin en iyi yoludur.






















